6 Mart 2012 Salı

Brodie Neill

brodie neill diye bir abinin tasarımı sandalyeye bakıyoruz şu an. sandalye dediğin rahat olur bişi olur. eminim bu çok rahatsızdır. rahatsız oldukça da güzelleşiyor tasarım.
ilgili link işte bu: http://www.brodieneill.com

18 Ocak 2012 Çarşamba

Shapemaker & Facemaker

miller goodman markası londralı iki tasarımcı zoe miller ve david goodman tarafından kurulmuş. çocuk kitapları yayınlıyorlar ve tate gallery için özel ürünler tasarlıyorlar. 2008'de miller goodman'i kurup en iyi çocuk oyunu ödülü alan shape maker'i tasarlamışlar.
geometrik biçimlerin çizili olduğu renkli ahşap küplerle tasarlamayı hedefliyor. bence çocuk için çok yararlı bir aparat. ikinci seri olarak da facemaker'ı çıkartmışlar. bu da çok eğlenceli olmuş bence.

17 Ocak 2012 Salı

Out of This World

film diye etiketledim ama bi diziydi bu 87-88 gibi bi yıllarda. 13 yaşındaki yarı uzaylı evie'nin maceraları. bu diziyi izleyip de yalnız kaldığında kendi kendine işaret parmaklarını birbirine değdirip zamanı durdurmayı denemeyen arkadaşım yok gibi, ben de dahil. yarı uzaylı olmanın yararları işte bu evie civcivi parmaklarını birbirine değdirip zamanı durdurup karışık durumları düzeltip sonra tekrar kaldığı yerden devam etmesini sağlayabiliyordu. zaman durmuşken birine dokunup onu da bu durmuş zamanın içine çekebiliyordu. bi de bi yerden bi yere ışınlanabiliyordu galiba. son olarak da şeffaf legolardan yapılmış görünümlü bi zımbırtıyla uzaylı babası troy ile konuşabiliyordu.
troy'u burt reynolds seslendiriyormuş bu arada. evie'nin annesi rolündeki teyzeyi de saturday night fever'dan tanıyoruz.
ben bu parmak değdirme işini özellikle çok uykum olduğu zamanlarda, boş boş takılmak isteğim zamanlarda ya da son gece ertesi günkü sınava çalışırken "sıçtın mavisi" ile karşı karşıya kaldığımda filan denedim. hiç işe yaramadı. babam uzaylı değil ya ondan olabilir.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Kisses on the Bottom

paul mccartney'in yeni albümü geliyor. şu aralar my valentaine single'ı radyo eksende çalıyor arada bir. 7 şubatta çıkacakmış piyasaya. my valentine şarkısını bu sabah dinledim. abinin sesi bi tuhaf çıkıyor. albüm de zaten biraz caz tadında olacakmış. ondan mıdır nedir, ya da iyice yaşlandı mı paulcüüm bilemiyorum. bana biraz boğuluyormuş gibi geldi şarkıyı söylerken. iki şarkı dışında diğerleri cover parçalar. nerde okudum hatırlamıyorum da paul mccartney'in tüm müzik yaşamı boyunca kendisine esin kaynağı olmuş parçaları seçtiği söyleniyor. bilmiyorum belki de rüya gördüm.. my valentine kendisine ait. eşi için yazmış. çok romentik.
albümde ayrıca bye bye blackbird, the inch worm ve glory of love gibi tanıdık şarkılar da var. ayrıcana my valentine şarkısındaki gitarları da eric clapton çalıyormuş. merakla bekliyorum şahsım olarak.

15 Ocak 2012 Pazar

Etli Biber dolması

bu da geçen gün yaptığım biber dolması. çok kolay. bir iki kilo biber alıp yarım kilo da kıyma alıyorsunuz. içine rendelenmiş veya küçük doğranmış iki kocaman kuru soğan. bir avuçtan biraz fazla pirinç ya da bulgur, bol maydonoz, bir kaşık salça veya iki tane domates, yarım bardak su isteğe göre nane dereotu gibi çeşitli ekstra otlar, tuz, karabiber, belki biraz biber salçası ekleyip biberlerin içine dolduruyorsunuz. üstüne de bir domatesten kapaklar kesip biberlerin üstüne kapatıyorsunuz. o gün evde yoktu domates, daha doğrusu saman gibi oldukları için almıyorum kışın. ama olsa iyiydi. bunları tencereye dizdikten sonra da salçalı veya domates rendeli su hazırlayıp bol tuz karabiberli, dolmaların üstüne gezdirip kapağını kapatıp altını açıp gidiyorsunuz. yarım saat sonra gelip baktığınızda resimdeki yeşil renk solmuş ve dolmaların içinden uzanan pirinçler uzamış veya bulgurlar pilav gibi olmuşsa altını kapatıyorsunuz. bu kadar.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Çimen terlikler

Kendilerini sürekli çıplak ayakla çimende geziyor hissetmek isteyen şabalaklar için KUSA'dan geliyor, grass flipflops. Bence çok rahatsız edici.

13 Ocak 2012 Cuma

Balık kavanozu

Hiç ne isim vereceğimi bile bilemedim bu salak seye. Zaten oldum olası kilim zavallı bı balığın tek basına bı kasede mahkum olmasına. Bı de boyle bı tasarım yapmışlar. İyice irrite edici. Düştü düşecek. Koca masanın ortasında dururken bile huzursuz ortam. Bununla ilgili yazıyı yazan kisi diyor ki. Bu kadarı bile rahatsız edemedi dıyorsanız fiyatı rahatsız edecektir. Zira 500 $ civarında. Haha. Hem o kadar para bayil hem de benim gibi sakarin biriysen aldığının üçüncü gunü kıçınla devir. Sacmaaa.

12 Ocak 2012 Perşembe

Yulaf kepekli jambonu ekmek

dukan diyetine başladım ayıptır söylemesi. 20 günde de 4.5 kilo verdim. baya ağır bi  diyet. ama başarıcam. daha gitmesi gereken 17 kilom var. mayısta görüciiiz sonuçlarını. baya ağır bi diyet. aaa bunu yazmışım daha önce. düşünün artık.
neyse ilk 10 gün filan yulaf kepeği geçmemişti elime. yulaf ve buğday kepeği izinli olan unumsu maddeler.
bu ekmeği de ben şöyle yaptım. 4 kaşık yulaf kepeği 4 kaşık buğday kepeği 3 yumurta 3 kaşık labne (light olması lazım ama benimki değildi valla ne yalan söyliyim) bir paket kabartma tozu. ince dilimlenmiş jambon parçaları. bi kalıp light beyaz peynir. aman ne kalıbı yahu kalıbın bir dilimi. isteğe göre miktaarı değişebilir. ben çok koydum çok güzel oldu. küp soğan. sarımsak da eklenebilir. baharatlar eklenebilir. ben bir dahakine dereotu da koyucam. bi de kuru domates koyucam. pınar da 4 tanecik zeytiin koymuştu. otumsu tadını değiştirmek için atıyoruz bu taklaları. sonra bu karışımı kek kalıbında pişirdim fırında. bu ekmeği dilimleyip arasına tavukmavuk koyup sandviç de yapabiliyorsunuz. sankim hiç diyette değilmişik gibi.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Light my Fire


1966'da bestelenmiş 67'de piyasaya çıkmış. doors'un en bilindik şarkısı. doors ed sullivan show'a konuk olduğunda girl we couldn't get much higher kısmının sözlerini değiştirmelerini istemişler. şarkının provasında öyle de yapmışlar. ama canlı performans sırasına jim morrison orijinalini söyleyivermiş. ed abiye de kapak olmuş. filmde de bu sahne vardı. ayrıca şarkı, castaway filminde tom hanks'in ilk ateş yakmayı başardığında ateşin etrafında dans ederek söylediği şarkı olmak gururunu da yaşıyor hehe.
ben filmle birlikte doors etkisi altında kalan salaklardanım. 91'de süreyya sinemasında seyretmiştim. sonrasında gerek kitaplar gerek albümlerle bolca doors dinlemiş kendimi o yıllarda yaşıyorum bile zannetmiştim hehe. lisedeki grubumuzla milliyet'in liselerarası müzik yarışmasına katılmıştık bu şarkıyla. sonrasında bir kaç yıl şarkıya tahammül edemediğimi hatırlıyorum. gerek introsu, gerekse insanlıktan çıkmış solo kısmıyla. 15 günlük sömestr tatilinde okulda bu parçayı çalışma dönemi çok korkunçtu. sabahtan akşama kadar light my fire. öğk. hatta bir keresinde sayın müdür kangler bir görevliyi bizim çalıştığımız odaya gönderip, "allaşkına başka şarkı çalsınlar fena oluyorum" demiştir. bi de o zaman ben çok iğrençtim. çok tribal bi insandım, niye beni biri bi temiz pataklamamış hiç bilmiyorum.
yarışma felaketle sonuçlandı tabi. zira kendi sesimi hiç duymuyordum kocaman lütfü kırdar spor salonunun akustiği belli. demek ki monitörler de başka tarafa bakıyormuş. bi süre kendimi iyi söyledim zannettim de daha sonra bu yarışmayı videoya alan arkadaşım, bana dinletince nasıl anırdığımı duymak fırsatım oldu. rezaletin önde gideniymiş sesim. o videoyu da kaybetti bora. aradan da (hep sene hesabı yapıyorum bıraksam iyi olacak) 20 yıl geçmiş tabi kimbilir nerdedir. tekrar seyretmeyi çok isterdim.

bu arada şarkının çok miktarda cover'ı da var, ben de yaptığım için biliyorum hehe, pearl jam, led zeppelin, shirley bassey ve ayrıca
massive attack
jose feliciano
stevie wonder
coverlamışlar şarkıyı. bazılarında jim morrison fırıldak gibi dönüyordur mezarında eminim.

müjdem'in özel isteği üzerine şarkının orijinalinin linki de budur

10 Ocak 2012 Salı

Magic Pen


hayalimdeki şeyi yapmışlar!!!!!!!!!!! magic pen. yazıyorsun, yazdıklarını bluetoothla telefona ya da bilgisayara aktarıyor oley. benim gibi bilgisayarda mı çalışayım kağıtla mı çalışayım kararını veremeyip önce kağıda yazıp sonra da oturup bilgisayara aktaranlar için süpper bişi. yazarlar için mesela. geliştirin şunu çabukkkk!!! fiyatını da indirin hemen gönderin bana bi tane...

9 Ocak 2012 Pazartesi

Dirty Dancing


yaa bu da ergenlik döneminin başka bir güzel filmi. bunu da reks sinemasında seyretmiş idim. senelerden 87. babasının kuzusu francis houseman ablası ve ebeveynleriyle gittiği tatil köyünde dansçı gence aşık olur ve olaylar gelişir. genç bi kızcağızın babasına yalan söylemesi, yakalanması sıçışı gibi konular gündemde. ama yalanları ulvi amaçlar için atıyomuş aslında falan filan. konusu itbarıyle bu sefer tatil aşklarını babanın onaylamadığı manitasyon durumlarını ele alan bir güzide eser. bu filmde de  benim için en eğlenceli sahneler olarak kızın johnny ile ilk dans edişi, ve dansın sonunda havaya girip salakça kendi etrafında dönüşü ile filmin sonunda kızını alıp sahneye çıkan johnny'e sinirlenip ayağa kalkan babaya annenin söylediği "sit down jake" repliği sayılabilir.

özellikle sit down jake, hilal'le aramızda "ne şapşal adam, otur diyince oturuyo, benim babam öyle mi oysa otur mehmet/tevfik diyince hiç oturmaz gözünün ortasına çakar yumruğu" şeklinde eğlenmemize de sebep olmuştur. gerçekten orde oturacak bi türk babası tanımıyorum ben. "when I'm wrong I tell I'm wrong" da der mesela jake baba. yine hiç duymaya alışık olmadığımız şeyler bunlar ahaha. yani eskiden en azından.

patrick swayze'yi sonradan pointbreak, ghost gibi bir iki filmde daha gördük de en son 23.11'mi ne öyle bir filmde seyrettim, gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. çok başarılı bi filmdir. ama yine de hep dans ederken görmeyi tercih ederdim. ölmeyeydi iyiydi.
jennifer grey de sonradan burnunu yaptırmış salak. bambaşka ama sıradan bi kadın olmuş. insan kendiyle barışık olsun kardeşim niye değiştiriyon tipini.

bi de mesela filmden sonra nooluyo acaba. o dansı ettiniz hadi. sonra noolcak? kız üniversiteye gitmiycek mi? dans kariyeri mi yapıcak? mambo chacha takılcaklar mı hayat boyu? bi süre sonra aşk bitip de konu ortak zevklere paylaşımlara gelince noolcak? bence francis johnny'yi tez zamanda sepetler benden söylemesi. mavi boncuk filminin sonunda muhtemelen emel sayınla evlenen tarık akan'ın da sonu aynı.

meraklısına not: 11:14 imiş filmin adı

8 Ocak 2012 Pazar

A Horse with No Name


bu şarkıyı ilk duyduğumda melodisiyle yakaladı beni, çok basit, çok akılda kalan bi parça. sonradan sözlerini dinlediğimde çok eğlendim. ilk gün çölde şöyle oldu böyle oldu ikinci gün yandım biraz, sonra giderek kafayı üşütmeye başlıyor en sonunda da dokuz günün sonunda atı da bıraktım, çöl de deniz oldu ohoooo diye gidiyor. neyse şimdi biraz okudum parça ve grup hakkında, one hit wonder durumları var anladığım. senelerden 72. horse kelimesi niyeyse o dönemde eroin için kullanılıyormuş, bi de böyle çöl, journey ve sıcaktan kafa kayışlarının gevşemesi gibi ibareler yüzünden olsa gerek bi süre radyolarda yasaklanmış. zaten radyoların televizyonların o dönemdeki tutuculuğu şahane, doors filminde de vardı, light my fire'daki "girl we couldn't get much higher"ı değiştirmeye çalışıyorlar, "hey jude" çok uzun radyo için bayar diye çalmıyorlar filan. şimdi gerizekalı sevgilim diye şarkılar bangır bangır. neyse, bu america abileri eroinle ne alaksı var diye epey direnmişler. ilk çıktığı dönemde de bunu neil young söylüyor sanmış herkes.
bir de friends dizisinde joey ve chandler las vegas'a giderken çalıyormuş bu şarkı, okuyunca ben de hatırladım. how i met your mother'daki roadtripte çalan 500 miles da komiktir. dizide marshall ve ted'in halleri daha da komiktir. o da şimdi aklıma geldi.

america - horse with no name

7 Ocak 2012 Cumartesi

Özgürün pastası

bizim minik kuzu 3 yaşını bitirdi. ben de o yüzden ona güzel bir doğumgünü partisi yapmak istedim. pasta filan alalım diye düşündüm. miki fare konseptli. fekat sonra pastaneleri arayıp da pasta fiyatlarını sorunca dedim ki yuuuuuu. pelit'e sormadım mesela ama görgülü ve manolya aynı fiyatı verdiler. ve bizim kuzunun pastası 150 lira filan tutacaktı. dedim ki pınar (bu benim) aslansın kaplansın, bu işi yapsan yapsan sen yaparsın. biraz googledan sonra bir süpermarkete gidip pasta malzemelerine bakarken bakarken gaza geldim ve koccaman bir miki suratlı pasta yaptım.
bunun için iki tane pastaban aldım. bi tanesinin içinden kulakları oluşturmak üzere iki yuvarlak kestim bir çorba kasesi yardımıyla. ha bu arada altlık için de maket kartonunu önce alüminyum folyo sonra da fırın kağıdı ile sarıp sarmaladım. üstüne bu pasta keklerini, ne deniyordu lan onlara, hah pandispanyaları yerleştirdim. bunları da evde yapabilirdim de o kadar uğraşamadım açıkçası. sonra pandispanyaları sütle ıslatmak suretiyle aralarını dr. oetker'in pasta kremalarıyla doldurdum. üç kat. bu arada bir krema katında da parça çikolataları döşedim. sonra üstünü beyaz kremayla kapladıktan sonra bitter çikolata sosunu hazırladım. önce kremanın üstüne miki'nin suratını çizdim bıçakla. bu çok çalıştığım bi figür tabi son bi senedir. elim alıştı. sonra da biraz koyu kıvamlı hazırladığım sosla gerekli yerleri kapladım. mis gibi pasta oldu. burnuna üç mum taktık. çocuklar da bayıldı. ben diyette olduğum için yemedim. sadece bi çatal tadına baktım ama yaaaani nasıl güzel olmuştu anlatacak kelime bulamıyorum. böylece geçen seneki bonibonlu pastadan sonra bir efsaneye daha imza attım. (beğeniyorum kendimi)

6 Ocak 2012 Cuma

Ruray Lamp

tasarımcı:  shane holland

işte şahane bir masa lambası. led. o yüzden düşük enerjili. ismini bilmem ne kadar zaman önce irlanda'yı vuran bir dalgadan almış "tonn ruraigh"'den. tasarımcı da irlandalı. yaygın ışık gölge de yapmaz oooh mis. malzemesi de kompozit aluminyummuş el yapımı... aslında ne kadar basit di mi...

5 Ocak 2012 Perşembe

Timo Meyer

adam inanılmaz. müthiş grafik tasarımları var. ben en çok bu poster tasarımını beğendim. 80'lerin kült filmlerini ifade eden ikonlar. bulmaca gibi. terminator'dan star wars'a ve hatta the goonies'e kadar çeşitli filmler var. çok eğlenceli. bi dönem wallpaper da oldu bu poster bana. bu zeka ürünü tasarımları çok tutuyorum. 
twitter'da da @timohmeyer ismiyle takip edebilirsiniz.
hehe şu seri de onun:


4 Ocak 2012 Çarşamba

Pazi

Dün akşam yaptım bunu, bence tadı ıspanaktan daha şahane. hatta sık sık yiyesim var. iki demet pazıyı alıyoruz yıkıyoruz doğruyoruz. tüm sebze yemeklerindeki gibin yağda önce soğan sarımsak kavurup içine bir büyük domates ve bibeer salçası atıyoruz. bir avuç bulgur yıkayıp koyuyoruz. tuz karabiber. sonra da doğradığımız pazıyı atıp pişiriyoruz 20 dakikada oluyor. tabi iki demet pazı oluyor sana 4 porsiyon yemek. o kısmı acıklı biraz. pazı sarmayı da anlatıcam ilerde bekleyiniz.

3 Ocak 2012 Salı

Kids Room Inspiration

bu resmin de içinde bulunduğu linki bana burçin göndermiş. özgür'ün odası için çok debelenmiştik doğmadan önce. özellikle de duvarlarını burçin uzun uzun boyamıştı. sonuç da çok harikaydı bence. sonra da genelde ikeadan aldık eşyalarını şahane de oldu. şimdi eleman büyüyor, özellikle de yatak update'i yaklaşıyor :) biraz daha büyüyüp biz de ev değiştirebilirsek eğer ona güzel bir oda yapmak isterim, herhalde burçin de bu sebepten bana bu linki göndermiş. kids room inspiration diye bi link. bana küçükken, yani 80'lerin başında almanyadayken annemlerin aldığı dekorasyon dergilerindeki odalara nasıl hayran olup hayaller kurduğumu hatırlattı. özellikle de bu resimdeki gibi yatağımın üserinde bir asma katımsı oyun mekanını hayal ederdim hep. anaokulunda bi arkadaşıımın odası böyleydi. benim öyle bir oyun mekanı yerine bi kardeşim oldu. sonra da standart bir ranzada tepemde yattı :)
duvar kağıdı boktan tabi, kız işi. bir tane daha oda 3d'si var. burçin aslında bunu yollamış bana.
tabi adam uçak maketleri yapıp, müzikle elektronikle uğraşan masa başı adamı. bi de koyu renk insanı. benim böyle sakin sakin bir şeylerle uğraşmak yerine oraya buraya tırmanıp macera aradığım veya kendime konforlu bir mekan yaratıp kitap okuduğum düşünülünce yukardaki bana daha çok hitap ediyor. bakalım özgür nasıl bi tip olacak.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Roseanna's Grave


bu da bir kere seyretme fırsatı bulup çok sevdiğim filmlerden biridir. yaşadıkları italyan kasabasının mezarlığında kalan son boş yer (o da ölen kızının yanı) için debelenen kalp hastası bir kadın ve kasabada kimse ölmesin diye uğraşan kocası ve mezarlığın yanındaki boş arsayı bir türlü bağışlamayan zorba zengin adamın hikayesi.
geçen gün tv8'de yayınlandı film. çok uykum vardı. şu digitürkün hedaye ettiği digitürk plus'a güvenip yattım. ayol bir tartışma programı 90 dakika uzar mı? kaydın ilk 90 dakikası tartışma programı, arkasından haberler filan. filmin neredeyse sadece jenerik kısmı kayıt olmuş. küfür edip sildim tabi.

1 Ocak 2012 Pazar

Waltz For A Night


ne güzel filmlerdir onlar; before sunrise ve before sunset. bu şarkı da before sunset'in son sahnelerinden birinde var. julie delpy'nin ethan hawke'a yazdığı bir şarkıyı seneler sonra ona çaldığı sahne. yani karakterlerin birbirine yazdığı işte. julie delpy'nin hafif fransız sesleri olan ingilizcesiyle söylediği. zaten film de dokunaklı, şarkının olduğu sahnede iyice göçüyoruz içerden böyle fösss diye. hatta aynı amelie'nin su olup aktığı gibi diyim. daha da bişi demiyim. filmi de seyredin. burçin, kız filmi olduğunu iddia ediyor ama bence diil. ben bu arada bu şarkılarla ilgili kısımları yazarken arkada da dinliyorum parçaları. o yüzden şimdi ağlıycam müsadenizle.

waltz for a night